Tespihten Kementler Asılı Kaldı

Direksiyonu sola kırarak gaza basmasıyla ani bir manevra yapıp tekrar sağa geçmesi arasında ağzından çıkan küfürlere kendisi bile şaşırdı. İki şeridin ortasında duran bozuk bir arabayı sırtlanmış çekiciden kıl payı kurtulmuştu. Sinirleri yatışmadan başka bir arabanın tamponuna çarpmaya ramak kala frene asıldı. Trafik aniden dururdu bu şehirde, sonra bilinmeyen eller tarafından tekrar düzeltilirdi. Fakat bu kez sebep farklı. Birçok kişi araçlarından çıkıp ilerdeki kaza mahalline ilerliyordu. O da meraklandı, kalabalığa karıştı. Kaza yapmış aracın yanında buruşuk bir gazete parçası dikkatini çekti, eline aldı. Galerideki sergiden bahsediliyordu. Sadece bununla kalmıyordu, sonradan televizyonda izleyeceği yaralı, ön cama yapışan gazeteden dolayı direksiyon hakimiyetini kaybettiğinden bahsedecekti.

Serginin yolunu tuttu. Islak sokaklarda yansıyan evlerin titrek görüntülerinin üzerine basmamaya çalışarak ilerliyordu. Ara sokaklara saklanmış bu yeri nereden bulmuşlar diye aklından
geçirdi. Gazeteden kopardığı parçayı cebinden çıkardı, adres doğruydu. Sergiyi gezmeye koyuldu.

Kokunun fotoğrafını çekmeye çalışmıştı sanatçı. Dev kanalizasyon borusunun çıkışından sokağa dökülmüş yüzlerce kıyafet, onlarca çürümüş şeyle bir arada. Mide bulandırıcı olması  gereken fotoğraf sadece hayranlık uyandırıyordu. Renkler üzerinde oynanmamış olması eleştirmenleri hayrete düşürüyor, fotoğrafı ve onu çekenin şöhretini daha da arttırıyordu.

Baharın kokusunu yakalamaya çalıştığı mor sümbül tarlasını ise hiç sevmemişlerdi. Çerçevenin önünden koşaradım geçiyorlardı. Bir tek onun dikkatini çeken yaşlı kadın, ellerini çerçeveye
uzattı, mor salkımlara sürdü usulca. Kokulu parmaklarıyla başını okşadı küçük köpeğinin. Köpek kuyruğunu salladı, sahibine biraz daha sırnaştı.

Yıkık bir binanın önünde ağlaşan kadınlar, ellerini başının arasına almış bir baba. Fotoğrafçı, çocuk cesetlerinin kokusunu çekmek istemişti bu kez. Kimse sergi ilanı basılı gazete parçasını fark etmedi fotoğrafta. Taşların arasında buruşmuş duruyordu. En çok bu fotoğraf beğenilmişti. Kuyruklar dışarı taştı. Ceset kokusu yandaki lokantanın yemek kokusuna karışıyordu. Sırada bekleyenler acıkan karınlarını doyurmak için değiştirdiler yönlerini.

O sırada bir gürültüdür koptu. Ellerinde gümüş tespihlerle çıkageldiler. Kokuları takip eden tazılar önde koşuyorlardı. Gümüş boncukların seslerini fotoğraflamak istedi sanatçı. Onları bir çerçevede durdurmak, o anı hep yaşatmak değildi amacı, hapsetmek istiyordu. Atların üzerinde miğferleri parlayan bu avcıların o anını yakalayacaktı, bir sonraki adımı atamayacaklardı. Atlılar yemek kokusunu takip eden seyircileri avlamaya gelmişlerdi.

Tespih kementlerini her birinin boynuna dolayıp, onları mor sümbüllü resmin önünde toplayacaklardı. Fotoğrafçı izin vermedi. Kementler imamelerinden asılı kaldı çınar ağacında. Her bir ilmek aşağıya sarkıyordu. Avcılar atlarını şahlandırmış, tazılar dillerini sarkıtmıştı. Şimdi sanatçıydı onların gardiyanı. Seyircilerini korumak istiyordu, hiçbir güzel kokuyu alamayan doyumsuz seyircilerini.

Sergiye bu fotoğraf da eklenecekti. Çerçevesini genç çırak yaptı. Ustasından gizli, gümüş tespihlerden birini aşırdı. Yeleğinin iç cebinde sakladı pamuklar arasında. Sesini bastırdı kalp
atışlarıyla. Usta çerçeveyi beğenmedi. Tekrar yaptırdı, tekrar. Ta ki tespihin eksik olduğunu anlayana kadar.

Ellerini fotoğrafta boş kalan yere uzattı. Çırağına döndü. Genç adam, sesleri bastıramadı, gümüş boncuklar şıngırdadı. Gizli bir anlaşma yaptılar. Boncuklar yerine konmayacaktı ama ömrünün otuz üç yılını ustasına adayacaktı. Bir boncuğa bir yıl.

Fotoğrafçı sadece avcıları değil, çırağı da esir etmişti böylece. Sergi tam otuz üç yıl kaldı. Yolcular, sevgililer, aileler, okullar, devlet büyükleri, hastalar, yaşlılar… ziyarete gelmeyen
kalmadı.

Gazeteler sergiden bahsediyordu. Son eser konuşuldu hep. Her an kementlerini seyircilerin boyunlarına dolayacak, şahlanan atlarında, gümüş miğferli avcılar.

Sadece çırak gitmedi sergiye. Göğsünde gümüş ağırlıkla dolaştı. Genç bir kıza gönül verdi. Her yıl bir boncuk hediye etti sevgilisine. Topuz yaptığı siyah saçlarını gümüş boncuklarla süsledi güzel kız. Gözleri hep canlı, cildi hep sağlıklı kaldı. Hiç yaşlanmadı. Yeğeninin trafik kazasına sebep olan gazetenin konuşulduğu günlerde sergiden haberdar oldu. Kendinden bir sır gibi saklanan bu haberin peşine düştü. Çırağın uyarılarını dinlemedi. Herkesin ziyaret ettiği fotoğrafı o da görmek istiyordu.

Sanatçı, ışıldayan saçları ile galeriden girdiğinde gördü onu. Genç kadın, sakince ilerleyip buldu avcıların resmini. Onu takip edenden habersizdi. Fotoğrafçı otuz üç yıldır eline almadığı makinesiyle peşindeydi. İlk günkü heyecanla gözlerini vizöre dayadı. Otuz üç gümüş boncukla süslenmiş siyah saçları kadrajladı. Deklanşöre bastı.

Acıyı resmetmişti, çığlıkları, özgürlüğü.

Boncuklar fırladılar yerlerinden. Avcının kemendinde imameye kavuştular. Atlar kişnedi, tazılar soludu. Genç kız çığlık atarak camdaki yansımasına baktı. Kırışmış yüzünü, ağarmış saçlarını gördü. Gülümsedi sonra. Artık hapis değildi, yaşlanmıştı.

Mor sümbüllü fotoğrafa yürüdü. Elleriyle usulca dokundu salkımlara. Kokulu parmaklarıyla başını okşadı küçük köpeğinin. Köpek kuyruğunu salladı, sahibine biraz daha sırnaştı.

Songül Koç

29 Ocak 2012

About songul

Okumayı öğrenmek için yazmayı öğrenen biriyim.
Posted in Genel, Songül. Tags: . Bookmark the permalink.

One Response to Tespihten Kementler Asılı Kaldı

  1. Emel says:

    Songülcüğüm,
    Yazını okurken çok zevk aldım.Kokunun fotoğraflanması, karelerin içine hapsedilmiş gibi dursa da yaşlı kadının kokulu parmaklarıyla köpeğini sevmesi çok hoştu.
    Bence her okuyan da ayrı hisler uyandıracak çeşitliliğe sahip bir yazı olmuş.Tebrik ediyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>