GAZİ

Koltuğunda uyuklarken arkasına geçip, bir fiziki haritayı andıran ensesine yakından bakmak için eğildim. Suları çekilmiş dere yataklarında parmağımı gezdirdim. Yaşlanınca böyle mi oluyordu? Bu çorak toprak parçası üzerinde tek tük kalan dikenleşmiş saçlarına avucumla dokundum. Başı öne düşünce sıçrayıverdi. Gözlerini açar açmaz beni yanında görünce ‘’N’oldu?’’dedi.’’Hiiç’’. Kollarımı boynuna doladım, kucağına oturmak istedim ama bacakları öyle zayıftı ki kıyamadım. Yüzümü yumuşak yanaklarına sürdüm, hiç acımadı – babamın sakallarıysa hep acıtırdı. Gözlerim, kulağının üzerindeki kıllara takıldı. Bir iki tanesini çekip koparmaya çalıştım, olmadı. Sessizliğinden cesaret alarak elimi bembeyaz sakalının altına soktum, gıdığıyla oynamaya başladım. Yıllardır bunu bekliyormuş gibi tebessüm ederek baktı gözlerime. Sonra gülmeyle karışık bir öksürük çıktı boğazından. Kollarımı çözdüm. Elini avuçlarıma aldım. İnce derisinin altında, her an fırlayacakmış gibi duran mor damarların arasından düzgün bir yeri gözüme kestirip öptüm. Elini yüzüme doğru uzattı; öpmek istiyordu. Yaklaştım. Dudakları yanağımda kaldı.

Alçak bahçe duvarının yanındaki ‘’Yalnız’’ söğüt… Dedemin en sevdiği ağaç. Güneşlenmek istediğini söyleyince minderi kapıp bahçeye koşarak duvarın üzerine bıraktım. ‘’Git iskemle getir’’ ‘’Ne getireyim?’’ ‘’İskemle, annene söyle, o anlar’’. Ertesi gün ve daha sonraki günlerde önden koşturarak söğüdün büyük gölgesine iskemleyi bırakıp dedemi bekledim. Oturduğunda ellerini bastonunun topuzunda birleştirir, çenesini hafifçe yukarı kaldırır, omuzlarını dikleştirirdi. Üç bacaklı fotoğraf makinesinin siyah örtüsü altından arada sırada başını çıkarıp ‘’Dik dur, başını da kaldır’’ diyen biri varmış gibi dik ve mağrur oturuyordu. Gençliğinde fotoğrafçıymış; kiminin yakasını, kiminin saçını, kiminin de duruşunu düzeltmiş. Göğsünün sol tarafını hep öne çıkarırdı; ceketinin üst cebinin üzerinde gazi madalyası takılıydı, kırmızı şeritli. Yanından hiç ayırmadığı üç şey daha vardı; sigara tablası, kol düğmeleri ve siyah kadife fesi. Güneşlenmeye çıkarken bile kolalı gömleğini giyer, kol düğmelerini takardı. Kralın taç giyme törenindeymişim gibi dedemi izler, düğmelerini takmasına yardım eder, ceketini tutar, bastonunu verirdim. Onunla belediye otobüsüne bindiğimizde şoförün hemen arkasındaki koltukta oturanlara ters ters bakar, madalyasını gözlerine sokacakmış gibi göğsünü şişirirdi. Gazilerden niye bilet almadıklarını sorduğumda ‘’Elbette almayacaklar, ayıp değil mi?’’ dedi. Anlamadım ama sustum. Dedemin mağrur havasına ben de kapıldım, onun yanında olmaktan sebebini bilmediğim bir gurur duyuyordum.

İlaç kokan odasındaki boş yatağın üzerine oturdum. Kapının arkasındaki askı bomboştu. Komodinin üzerinde gördüm onu, sağında solunda arkadaşları ve müdire hanım. Sol yanını öne çıkarmış gülümsüyor. Onun beni öptüğü gibi öptüm fotoğrafını. Arkasını çevirdim; Seyran Bağları Huzurevi, 1979.
elifsu

Posted in Elif, Genel. Tags: . Bookmark the permalink.

One Response to GAZİ

  1. EYÜP says:

    ÇOK GÜZEL TEBRİKLER…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>