SİYAH BERE

21 NİSAN 2011

Şiddetli bir baş ağrısıyla uyandım. Geceleri bacaklarıma giren kramplar  sabaha kadar uyumama engel. Yastıklardaki ter, odadaki ağır kilim kokusu, yıllardır aynı duvara bakarak, aynı yaylar üzerinde uyumaya çalışmak zor. Hiç düşünülmeden yapılan minik camlar ve perdeler. Tül perde, kalın perde, gün ışığı ahşap mobilyaları soldurmasın diye stor perde. Hepsi sıkı sıkıya kapalı…

Temiz hava içeriye girsin diye camı aralayıp banyoya yöneldim. soğuk su ile elimi  yüzümü yıkadım. Terden ıslanmış saçlarımı ensemde toplarken aynada gözlerimin altındaki gri halkalara baktım, parmaklarımı gezdirdim. Sonra ayaklarımı sürüyerek  banyodan çıktım. Holdeki kitaplık üstüme üstüme geldi. Bir bardak su alabilmek için mutfağa yöneldiğimde akşamdan kalan tabaklardaki yemek kalıntılarının ağır kokusu midemi bulandırdı. Bıkkınlıkla arkamı döndüm, hızla odama girip  alelacele birşeyler giyindim. Şimdiye kadar bana yük olan , aklımdan silmek istediğim fakat cesaret edemediğim, beynimin bütün kıvrımlarında senelerce üst üste gelmekten buruşmuş her şeyi, ama her şeyi sırt çantama tıktım. Kabanımı aldım. Evdekileri rahatsız ederim korkusuyla yürüyüş ayakkabılarımı dolaptan çıkarıp kapının önünde giyindim. Usulca çektim, hırsızlardan korunmak için henüz iki gün önce yaptırdığım demir kapıyı. Merdivenlerden ağır ağır inip apartmanın kapısını açtım. Yüzüme çarpan temiz havayı on saniye kadar ciğerlerime doldurdum. Atkımı boynuma iki kere dolayıp bu sabah daha kimseciklerin ayak basmadığı, köşe başındaki fırından çıkan simit kokularının  henüz koklanmadığı, otobüslerin yolcularını almak için uğramadığı otobüs duraklarını geçtim…

Ne kadar yürüdüğümün farkında değilim. Önüme çıkan beyaz bir köpek beni ırgalamadan kuyruğunu sallayarak yanımdan geçti, gitti. Güneş doğmaya başlamıştı. Adımlarımı hızlandırdım. Yolun kenarına henüz tezgahını yerleştiren simitçi dünden kalan susamlarını ağacın dibine döktü. Beyaz güvercinler; ıslak çarşafı  silkelerken çıkan sesler misali  kanatlarını çırparak ağaçtan indiler. Birbirlerinin üstünden atlayarak, iştahla nefes dahi almadan kavruk susamları çimlerin arasından ayıkladılar. Ağaçların dallarındaki bed sesli kara kargalar kendi aralarında bağrışıyorlardı.

Yolun karşısında henüz açılan, dağcılık malzemeleri satan dükkanın kapısından içeri tezgahtarla birlikte girdik. “Bana siyah bir bere lazım.” dedim. Tam istediğim büyüklükte bir tane verdi, parasını ödeyip çıktım.

Yürüdüm…

Çok yürüdüm…

Tırmanmak istediğim dağın eteklerine vardığımda güneş çoktan tepeye varmış ve hava ısınmıştı. Sırtımdaki kabanı çıkarıp taşların üzerine bıraktım, belki birileri bulup alır diye. Uzaklardan işittiğim seslere doğru bir hayli yürüdüm, yanlarına yaklaştığımda gördüğüm kara gözlü, beyaz kıvırcık tüylü, yumuşak pembe kulaklı, bilge bakışlı keçiler… Dikenli ama taze, yeşil yaprakları henüz çıkmış kekikleri iştahla çiğneyip altlarına yayıldıkları üvez ağaçlarının gölgesinde özgürlüğün tadını çıkartıyorlar. Seçim yapabilme hakkım olsaydı, onlarla yer değiştirmek isterdim. Sonra düşündüm, bu zavallıcıklar aslında kısmen özgürler. Her an kendilerini parçalayacak bir kurt uzaktaki ormandan çıkıp gelebilir, bilge bakışlarına hiç aldırış etmeden… Tırmanmaya devam ettim. Tırmandım, tırmandım…

Çağlayana  yaklaştıkça, sıçrayan sulardan kayganlaşan taşlar yürümemi bir hayli zorlaştırdı. Çalıların arasından avuçladığım yeşil para çiçeklerini suya usulca bıraktım. Toprağın keskin küf kokusu, çam ağaçlarından yayılan kokularla birlikte genzimi sızlattı. Haftalardır göğsümde hissettiğim ağırlık suyla birlikte bir anda kalktı üzerimden. Kayaların arasından zıplayan pembe somonlar minik ağızlarını açıp açıp kapatıyorlar. İşte bu sefer aradığım özgürlük burada diye düşündüm. Beyaz kanatlı, mutlulukla zıplayan bu şanslı dansçılar  zirveden başlayıp aşağıya kadar buz gibi sularda dalıp dalıp çıkıyor; denizlerde birkaç yıl yaşadıktan sonra yukarıya doğdukları yere geri dönüyorlardı.

Fakat bir anda aklıma onları avlamak için bekleyen ayılar geldi.

Hayır, aradığım hürriyet bu değil…

 

Zirveye yaklaşırken cebimden çıkardığım siyah bereyi  başıma geçirdim.Ne zamandır en çok istediğim şey bir bere takıp  gezebilmek. Siyah sırt çantamın ağırlığını hatırlayıp yükümü azaltmaya karar verdim.

Üzerimde uçan beyaz kartalın dağlara hakim güçlü çığlığıydı benim aradığım.

Bağırdım alabildiğine dağların yamaçlarındakilere.

Ne zamandır hayalini kurduğum şeyleri yapabilme özgürlüğüne sahip olmak istiyorum…

Yaptığım şeylerden bir gün pişmanlık duyar mıyım endişesini taşımadan hareket etmek. Mesela, istemediğim yerlerden arkamı dönüp çıkabilmek. Acıma duygularımdan vazgeçebilmek…

Kararlarımı kendim korkusuzca alabilmeliyim. Yanlışlıklarım bana ders! Üstesinden gelebilirim. Size ne ?

Ne düşündüğünüzü hissedebiliyorum.

………Baskı. Bana kibarca yapilan baskı ve etraf ne der düşüncesiyle kendi kendime uyguladığım baskı… Yaşadığım baskılardan dolayı benim sevdiklerime uyguladığım baskı…     Omuzlarımdaki gerginliğin sebebi bu.

Uzaklaşmaya ihtiyacım var…      Bırakın, gidebilmeyi ve geri dönebilmeyi ben seçeyim. Artık durup durup seyrederek yaşamak istiyorum.

 

 

 

 

 

 

Posted in Genel, Sumeyra2z. Tags: . Bookmark the permalink.

5 Responses to SİYAH BERE

  1. Nuran says:

    Bereyi takınca baskılardan kurtulabilmek,özgürlük bukadar kolay olabilmeli…

  2. sürreyya says:

    Son cümle beni anlatıyor. Güzel olmuş, Allah muvaffak etsin.

  3. Sumeyra2z says:

    Ben her zaman takmıyorum. Seve seve benimkini verebilirim.

  4. Songul says:

    Bir bere de bana lazım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>