SIRADAKİ

      Çok heyecanlıyım, yazarlık kursuna başladım. Önce Kur’an kursuna gitmiştim, sonrasında ilkyardım, dikiş, bilgisayar, sürücü ve İngilizce kursları. Arada NLP bile var. Say say bitmez. Ben iyi bir kursiyerim, sıra yazarlık kursunda.

     Kursa gitmek iyi de şu ödevler olmasa! Okumak kolay ama bitmiyor ki, eleştireceksin. “Güzel” demen yetmiyor. ”Neden güzel?”i anlatacaksın. “Yazarın şu konudaki betimlemesine bayıldım!” derken, yerini göstereceksin. Sahi neresiydi? Her defasında “Al eline kalemi öyle okumaya başla.” diyorum kendime, bak yine unutmuşum; altını çizmeyi beğendiğim cümlenin.

     Ahmet Haşim’i okuduk en son, “İyi ironi yapar” dedi hocamız. Hatta arkadaşımız kitaptan beğendiği bir bölümü okurken hocamız heyecanlandı ve “İşte burada müthiş bir ironi var “ dedi. Ben niye anlamadım yazıdaki ironiyi? “Kör parmağım gözüne”ye alıştık tabi.

     Nur topu gibi bir ödev konumuz oldu. İroni. Öyle bir yazı yazmalıyım ki hocamız bana da “İşte burada müthiş bir ironi yapmışsın” desin. Ne yazmalı? Ne yazmalı? Yüzlerce konu var, hangisini seçmeli? Oooo portakalı soydum, başucuma koydum… Tamam. Konuyu buldum. Şimdi giriş, gelişme ve sonuç sırasına göre yazımızı “Döktürelim”.

     Bakıyorum elimdeki metne “Arabesk” mi diye;  katiyen değil. Ama sanki, biraz “Didaktik”,  fazla mesaj yüklü. Olsun, bir vaizenin yazısı “Romantik” olacak değil ya! Biz ne mesajlar veriyoruz kürsüden konuşurken. Ayetleri tefsir, hadisleri şerh ediyoruz. Kıssalar, hayat hikâyeleri anlatıyoruz. Hatta şiir bile okuyoruz: “Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler/ yevme lâ yenfeu’da kalb-i selîm isterler”[1]. Sadece vaaz etmiyoruz, âdeta edebiyat yapıyoruz! Şiir de mi “Lirik” olmadı? Hay Allah!

     Hoca yazıma nasıl eleştiriler getirir acaba? Ağlarsak da ne yapalım; kaderde yazılan “Kaza”ya uğramıştır der şeyhin beyitinde teselli ararız: “O zaman ki bezm-i cânda bölüşüldü kale-i kâm/ Bize hisse-i mahabbet dîl-i pâre pâre düştü”[2].

     Halk eğitimde mefruşat ve kurdelâ nakışı kursları açılacakmış, bir arkadaşım söyledi.

      ELÂ TAŞKIN


[1] Niyazî Mısrî. Ey efendi…senden hesab gününde altın gümüş,mal mülk istenmeyecek…yevme lâ yenfeu’da   (evlâdın ve malın fayda vermeyeceği günde) selim,saf bir kalb istenecek..

[2] Şeyh Galip. Dünyadan arzu istek, dilek alma kumaşının bölüşüldüğü can meclisinde, bizim payımıza, paramparça olmuş bir kalp (ile desenlenmiş küçük bir kumaş parçası) düştü.

About Elâ

Hayat kısa, hikaye uzun, yolculuk keyifli. Edebiyat için gayret bizden, tevfik Allah'tan.
Posted in Ela Taskin, Genel. Tags: . Bookmark the permalink.

3 Responses to SIRADAKİ

  1. ela says:

    Teşekkür ederim. Çok naziksin!

  2. halide says:

    yarım soy adı, tam soy adı; güzel!

  3. songul says:

    Çok keyifli bir yazı! Eline sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>