SÜRGÜN

Başımda abimin kalpağı uyumuşum. Genç bir kadının ağlama sesine uyandım. Yalınayak,  sırtında sadece bir elbise. Ayaklarını yerdeki samanlarla ısıtmaya çalışıyor. Sokuldukça sokuluyoruz bir birimize. Kalpağı başına giydireyim diyorum, buz tutup yapışmış vagonun duvarına. Aç olduğu belli. Sıcak çorbayı sofraya getirmiş, içmeye fırsat bulamamışlar. Parkaları asılı kalmış kapı arkalarında.

Sivastopol istasyonlarında süngülerle sıraya sokulmuş insanlar tıkıştırılıyor vagonlara. Çocuklar dedeleriyle bir vagonda, teyzeler, anneler başka vagonlarda. Yemek verilmiyor, biletsiz binmişler trene. Tuvalet yok. Penceresiz vagonların kapıları sürgülü. Arı vızıltısı zannediliyor çığlıkları. Kokular yayılıyor. Cesed kokuları. Önce yaşlı erkekler ölüyor. Cenaze namazını kim kıldıracak? Teyemmümle mi gusul aldırmalı? Ya ağlamak abdesti bozar mı yaş akmayan gözlerden.  Nasıl gömelim? Burası Sibirya, kapıyı açabilirsek atarız. Karlar örter üstlerini.

Gecenin karanlığında, kiril alfabesiyle yazılmış , adını okuyamadığımız istasyonlarda genç kadınlar indiriliyor; yalınayak ve hasta. Bakınıyorlar, çocukları ve dedeleri inmiyor. Tren kalkıyor. Onlarla birlikte ben de çığlıklar atıyorum. Sesim çıkmıyor.

Bayılmışım. Hava ısınmış, kalpak düşmüş başımdan. Sessizce yaklaşıyoruz son istasyona. Mis gibi kokular sarıyor. Anlıyorum keçe döşemişler raylara.

 

Posted in Genel, Zeynep. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>