KUMAR

 

 

Zeliha doktorun uzattığı evrakları aldı, okumaya gerek duymadan hızlıca imzaladı. Doktor endişesini gizlemediği ses tonuyla:

“- Hanımefendi, sorumluluk aldığınızın farkındasınız, umarım her şey dilediğiniz gibi olur.” dedi. Zeliha teşekkür ederek ayağa kalktı. Pencereden dışarıyı seyreden kocası onun kalktığını görünce doktorun yanına geldi ve elini uzatarak:

“ Yardımlarınız için size ne kadar teşekkür etsem az gelir, ama gördüğünüz gibi artık sorun kalmadı, bana güvenebilirsiniz.”

Dedi. Sesindeki minnet ve mutluluk ona güvenmek isteyen doktorun gözlerini ıslattı. Hasan B koğuşunun en sakin, en sevilen hastasıydı. Ama bu muhtemel gerçekleri değiştirmiyordu.

Hastanedeki küf kokan açık yeşil boyalı odasını özlemeyeceğinden emindi Hasan. El ele koridorda yürürlerken eşinin kulağına eğilerek; “Sana bir sürprizim var.” dedi. Ayrı kaldıkları sürece tek düşüncesi onun hiçbir şekilde incinmemesiydi. Zeliha yorgun gözlerini Hasan’a çevirdi; “Sen yanımdayken başka sürpriz istemiyorum!” dedi.

Evleri İstanbul’un dar sokaklı mahallelerinden birindeydi. Çeyizini yerleştirdiği gün dün gibiydi. Her şey yeni, her şey taptazeydi küçücük evinde. Oyalı havlularını, dantelli çarşaflarını dolaplarına yerleştirirken, kocasıyla geçireceği mutlu günleri düşünmüştü hep. Çok uzun sürmese de güzel günler geçirmişlerdi, ta ki o korkunç geceye kadar. İyi tanıdığını zannettiği Hasan birden başka bir insan oluvermişti. Çıldırmış, hatta içine bir canavar girmiş gibiydi. Komşular zamanında yetişmeselerdi…

Zeliha geçmişi düşünmemeye kararlıydı. Çok sevdiği Hasan’ı senelerce beklemişti. Gelecekteki güzel günlerini hayal ediyordu artık. Doktorun uyarılarına rağmen Hasan’a şans vermek zorundaydı.

Anahtar delikte dönerken Hasan’ın kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Zeliha’nın elini daha sıkı tuttu. Bu kapıdan son çıkışını hatırlayamıyordu ama burada geçirdiği son günü dört senedir neredeyse her gece kâbus olarak tekrar yaşıyordu. Kapı açılınca mutfak penceresinden antreye vuran güneş gözlerini kamaştırdı. Işık huzmeleri fayansın üzerinde zigzaglar çizerken, kafasının içindeki sesler de hareketlendi. Başını sallayınca sesleri durdurabildiğini biliyordu. Karısına fark ettirmeden bir iki sefer başını salladı. Zeliha elinden çekerek onu salona doğru ilerletti ve boynuna sarılarak yüzünü kocasının çok özlediği zayıf göğsüne gömdü. “ Sevgilim evimize hoş geldin, artık çok mutlu olacağız.” diye fısıldadı. Adam titreyen dizlerinin üzerinde zor duruyordu. Kendisini her durumda seven ve güvenen karısına öyle hasretti ki, zayıflığını ona tekrar yaşatmak istemiyordu. Güçlü olacaktı, güçlü ve kararlı.

Bir süre öylece kaldılar. Sonra Zeliha tekrar kocasının elinden tutarak özlediğini düşündüğü evlerini gezdirmek istedi. Hasan itiraz etmek istemiyordu, ama her görüntü ve kokunun başındaki hareketlenmeyi tetikleyeceğini biliyordu. Sürprizden Zeliha’ya bahsetmişti ancak çok acele etmemeliydi. Onu kıramadı. El ele tüm evi gezdiler. Karısı gelecekle ilgili hayallerinden bahsediyor, ruhundaki saflığın ve masumiyetin neşesiyle eşini eğlendirmeye çalışıyordu. Hasan kendisini terk etmesi için defalarca yalvarmıştı. Onu hak etmediğini biliyordu. Sonunda Zeliha onsuz yaşamak istemediğine Hasan’ı ikna etmişti. Artık Hasan Zeliha’sının yanındaydı ve onun zarar görmesine, mutsuz olmasına mani olacaktı.

Eskiye ait görüntülerin ve kokuların kışkırttığı sesler eşliğinde odaları gezdi. Seslerle baş etmeyi öğrenmiş de olsa,  Zeliha’yı kendisi kadar çok düşünen bu güçlerin varlığından hiç şikâyetçi değildi. Hatta onlara güveniyordu. Özellikle onun için hazırladığı sürprize katkılarını biliyordu.

Karısı yemek hazırlamak için izin istedi. Hasan da biraz dinlenmek için salondaki kanepenin üzerine uzandı.  Uyumak istemiyordu, ama heyecan onu yormuştu. Gözleri istemeden kapandı.

Gece karanlığında yine aynı çığlığı duydu. Sesin geldiği yöne doğru koştu. Zeliha’ya saldıran birkaç adam vardı. Kadının yüzü ve vücudu kan içindeydi. Hasan’ı görünce yalvarmaya başlıyordu. “Bu işkenceden kurtar beni, lütfen canımı al, kurtulayım”. Hasan onu tutup çekmek istiyor, ama tutamıyordu.

Kan ter içinde uyandı. Bu kâbus peşini bırakmıyordu.  Aslında her şey çok açıktı. Başındaki ses tekrar konuşmaya başladı. Gecikmesinin ona zarar verdiğini ve onu kurtaracak seçilmiş kişinin kendisi olduğunu tekrarladı. Ayağa kalktı. Aynadaki görüntüsüne gözü takıldı. Boyu her zamankine göre daha uzundu, omuzları geniş ve yüzü daha köşeliydi. Siyah gür saçlarını eliyle geriye doğru taradı. Güneş pek çok fısıltıyla kulağına yaklaşıyordu. Mutfağa Zeliha’nın yanına gitti. Genç kadın her şeyden habersiz, şarkı mırıldanarak hazırlık yapıyordu. Aynı güneş onun yüzüne de vurdu. Çok güzeldi. Hasan’ın sessizce arkadan yaklaştığını son anda fark etti, dönünce dört yıl sonra ikinci kez o tanımadığı gözleri gördü. Hasan karısının beyaz incecik boynunu iki eliyle sıkıca kavradı, tüm gücüyle ellerini sıkarken “sana sürprizim var demiştim ya, işte artık hiçbir şey sana zarar veremeyecek” diyordu…

 

Aysun Özkan

Mayıs 2012

 

Posted in Aysun, Genel. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>