İZDİVAÇ

Yaptığı bütün istihareler kararsızlığını ve içindeki sıkıntıyı arttırmaktan
başka bir işe yaramamıştı. Arka arkaya tam yedi gece namazını kılıp, duasını
ettikten sonra, hiç konuşmadan yatmış, her sabah karmakarışık düşlerle
uyanmıştı. Günlerdir zihni, gece gördüğü rüyaları tahlille meşguldü. Ah, yeşil
ya da beyaz görseydi düşünde, her şey ne kadar kolay olacaktı. Kızın iri siyah
gözleri geldi aklına. Efendi hazretlerine de meseleyi çıtlatmış, istihare
yapmasını rica etmişti. Bugün, yarın haber çıkar diye düşündü… Hazretin
rüyaları da karışıktı. Beyazlar, yeşiller görmüş, ama karalar da varmış. Baykuş
mu karga mı olduğunu seçemediği bir kuşun, evin damına konduğunu görmüş. Efendi
hazretleri, müridinin hayırlı bir haber almak için kıvrandığını anlayınca, bir
de tefe’ül yapmasını tavsiye etti. Nasıl yapacağını tek tek anlattı. Yetmedi
bir kağıda yazıp verdi.

Eve geldiğinde abdestini tazeledi. Kur’an-ı eline alıp
kapağını okşadı; gözleri kapalı, dudakları kıpır kıpırdı. Mushaf’ı masaya
bırakıp sandalyeye oturdu. Efendi hazretlerinin, verdiği kağıdı açıp, yanına
koydu. Huşu ile üç İhlas bir Fatiha okudu. Tekrar besmele çekti. Eve gelirken
yeni aldığı Kur’an’dan rastgele bir sayfa açtığında elleri titriyordu.

Gözleri sayfa başındaki ayetin, ilk harfine saplandı.
Elif. Baktı ne manaya geliyor diye; “Sevinçli haberdir” yazıyordu kağıtta. “Oh”
dedi “tamam”. Şimdi aynı sayfada, yedinci sıranın ilk harfine bakması
gerekiyordu. Ze. Harfin karşısında;Bir nice günden sonra hâsıl
olacaktır” yazıyordu. Kuş gibi hafiflemişti. “Çok şükür, çok şükür” dedi yüksek
sesle. Ama ne zaman olacak? Bir nice gün ne demek? Daha ne kadar bekleyecekti?
Yaş kemale ermek üzere. Sıkıntısı içine çöreklendi. Kızın billur sesi kulağında
yankılanınca, toparladı kendini ve üçlemeye karar verdi tefe’ülü.

İkinci defa Mushaf’ı açtığında ay yüzlü kız gülümsedi sayfada. Baktığı
hilal değil, dal harfiydi oysa ve manasında; “Bir âkil adama danışmayınca
işlemeye” yazıyordu. Efendi hazretlerine danışmış, o da pek münasip bulmuştu.
Adım atmazdı şeyhine haber vermeden zaten. Hele böyle bir meselede! Hızla
yedinci satırın ilk harfine kaydı gözleri; vav. “Gani ola” Zengin olacaktı
demek. Kim? Hanımı mı kendi mi? Ne fark eder diye düşündü. Ha o ha ben! Yeter
ki olsun.

Üçüncü defa Mushaf’ı açarken içindeki tek duygu meraktı. Ne olacaktı bu
işin sonu? Gelen ilk harf yine elifti. Bunun manasını biliyordu. Yedinci
satırın ilk harfi cimdi ve “Sefer” anlamına geliyordu. Ne yapacağını, ne
düşüneceğini iyice şaşırmıştı. Çıkma sırasına göre yazdığı altı harfi okudu.
Elif, ze, dal, vav, elif, cim. Önce hiçbir şey ifade etmedi. Sonra harflere
hareke vererek okudu ve gülümsedi. Kızın küçük elleri geldi gözünün önüne. Tam
hanım eli…

10/10 2012

ELA TAŞKIN

About Elâ

Hayat kısa, hikaye uzun, yolculuk keyifli. Edebiyat için gayret bizden, tevfik Allah'tan.
Posted in Ela Taskin, Genel. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>