Basamakların Bir Fazlası

Teknede sallantıdan midem bulanmış, gözüm kararmış. Karnıma ellerimi bastırıp büzüşüyorum. Yok! Bulantıya devam. Annem bana gebeyken dokuz ay aşermiş. Askerlik hikâyeleri biter de hamilelik hikâyeleri bitmez. Evlenirken bile balıketli dolgun bir genç kız olan annem, beni taşırken on beş kilo daha zayıf ve hastalıklıymış. Hastane yok, doktor  yok. Fakirliğin yaşandığı dönemler düşmüşüm ana rahmine. Düşmek derler, oysa bir tohumdur atılan, nadide, eşine rastlanmaz. Eğer meyve olgun ve tatlı ise herkes sahiplenir, değilse vay halimize.

Benim meyvem de işte böyle bir şey oldu. Dokuz ay bekleyemedi küçük bebeğim. İndirim dönemi alış veriş merkezlerini dolaşırken tuttu sancılarım. Ağrıdan etiketleri okuyamamışım, prematüre için almışım zıbınları. İyi ki öyle olmuş, onları üç ay giydi yavrucuğum.

Doğuma gittiğimde hastaneyi tanıyamadım, koridorlar daraltılmış, başhekimin yaratıcı fikirleri ile duvarlar genişletilip oda sayısı arttırılmış. Ülkede aileler küçülüyor, gelen giden de yok denecek kadar az, yatırımın verimliliği artmış. Ayaktaki refakatçi çıkmazsa gelen ziyaretçinin giremeyeceği üç yıldızlı oda için bir aylık işçi maaşı ödedik. Olsun, özel hastanede özel ilgi! İki gün boyunca her saat başı tam dalmak üzere iken uyandırıldım. Hemşirelerin mekanik el kol hareketleri ile tansiyonum ölçüldü, sancılarım izlendi. Kapının her açılışında yan odadaki heyecana da ortak oldum. Mavi tüllerle sarılmış çiçekler geçti önce, bir grup adam, birkaç kadın. Telaşlı anneanne ve babaanne. Refakatçimden öğrendiğime göre odanın tüm duvarları gül yaprakları ile süslenmiş, mavi kurdeleler asılmış, yatak başı özel tasarlanmış. Her şey kişiye özgü, benzeri yok. Orman kenarındaki kulübe ve dereden müteşekkil seri üretim yağlı boya ise, odamın tek dekoru. Benim çocuğum da benzersiz diyorum içimden. Eşimin sevgisini göstermesi için duvardaki güllere gerek yok, gülümsemesi yeter. Kimi kandırıyorum! Neyim eksik diye duvarların boş kısımlarını inceliyorum. Gül yaprağı olmasa da karanfil  severim, başucumda bir orkide, ayak uçlarımda dantelli örtüler, kapıda aile resmimizi koyabileceğimiz özel dizayn hoş geldin yazısı… fena olmazdı.

Yan odaya ilginin sırrını sonraki günlerde çözdüm. Hastanenin doktorlarından birinin eşiymiş gelen hanım. “Torpil!” dedim. Onun bebeği sabah sekizde doğdu, güneş tam yay burcundayken. Yükseleni ise aslandı. Mavi rengin hakkını verecek bir oğlan geldi, adını ispatlamasına gerek yoktu, burcu gibi o da ilk günden seçilmişti. Yatağı ve odası hazırlanmış, bakıcısı bulunmuş, annenin pilates derslerine kaydı yapılmıştı. Doğum hazırlık kursunda öğrendiği bez değiştirme derslerini geceleri uygulayacaktı baba. Annenin sütü azalmasın diye ayarlanmıştı her şey. Bunlar hemşireden öğrendiklerim. Bense daha hastane çantamı bile hazırlayamadan geldim buraya. Eşim çalışıyor üstelik, akşamları uğrayabiliyor.

Spor merkezine gitsem mi diye düşünmeden edemiyorum. Zor olur başta, çocuk biraz büyüyünce giderim diyorum. Yan odadaki heyecan bize de taşındı. Tüm hastaneye bebek önlükleriyle süslenmiş mavi çikolatalar dağıtıldı, hayır dualar alındı. Sağlıklı bir erkek bebek daha dünyaya gelmişti.

Tekne ile tatile çıkmak eşimin fikriydi. Çocukları ilk kez yalnız bırakmıştık. Bana özel bir hediye olacaktı. Başım küpeşteden sarkmış kusarken aklıma gelen bu hatıralar midemi daha da kasıyordu. Küçük oğlumu odaya getirdiklerinde kız kardeşimin yüzündeki şaşkınlığı anımsadım. Bir an! Gözüm oğlumdaydı ama fark etmiştim. Minik bir bebek getirdiler kucağıma. Onu ilk kez görüyordum, sancıların sonucunda uyutulmuş, sonra da anne olmuştum. Kucağıma herhangi bir çocuk verseler yine aynı şekilde sever miydim? Çekik gözleri, yumuk yumuk elleri sıcacık. “Babası normal değil diyor, sen ne düşünüyorsun?” dedim kardeşime. Sesi yalanını bastırmaya çalışarak tizleşti, “yok canım gayet normal, abartıyor eniştem” demişti. Kısa, yumuk parmaklarını avucumun içinde açıp kokladım. Bir daha kokladım! Bir daha…

Doktorların fazla olduğu bir ailede doğmak şansızlıktır kimi zaman. Hastalığınıza ya “geçer, bir şey olmaz” derler ya da grip için bile kırk tane tedbir alırlar. Bizimkisi hangisiydi bilemiyorum. Birkaç hafta içinde oğlumun benzersizliğini DNA testi ile de tescilledik. Herkeste bulunan 46 kromozom, onda 47 tane idi. Babası ve ben ona sevgimizi fazlası ile vermiştik. Bir kromozom daha; 21.si. Onun gen basamakları hepimizden bir tane daha çoktu. O herkesten fazla bir şeye sahipti. Biz bu fazlalık için ağlıyorduk.

Ne kadar çok özürlü çocuk varmış çevremizde, ne kadar hastalık ve ne çaresizlikler. Hiç birini duymuyordu kulaklarım. Ben yan odadaki mavi renkli battaniyeye sarılmış çocuktan istiyordum. Gözlerimi açtığımda kucağıma verilen çocuğu değil. Ne pembe ne mavi renkti ona verilecek. Geceleri beni uyutmadığından bahsedip, yemek seçiyor diye şikayet edecektim. Şikayet hakkımı da aldılar elimden. Bunun bana bir ceza değil ödül olduğunu söylüyorlar. Çok daha kötü durumdakileri düşünüp sevinmeliymişim. En iyi yanından bakarsam, beni hiç bırakmayacak bir çocuğum olmuş. Ben, beni bırakabilecek bir evlat istiyordum! Ben Down Sendrom’lu bir çocuk istememiştim. Suçluyu arıyorum senelerdir. Tıp geliştikçe okuyorum. Anneden mi babadan mı?  Ben nasıl doğmuşum? Her yeni bebek haberi yüreğimi acıtıyor. O doğan benim çocuğum olabilirdi ve benimki onun. Sonra bana sarılışı geliyor aklıma. Odada olmadığımda beni arayışı, kalabalığın içinden bana koşuşu. Yemeğini önce benimle paylaşması. Nefessiz kalır korkusu ile uykusuz gecelerim aklıma geliyor, yastığını düzeltişim.
Seçmediğim bir çocuğu büyütüyorum. Yuvada gizlice takip ediyorum, birisi bir şey yapar mı diye. Yavrumun canını acıtır mı? Kasadaki şapşal kızın “bu o hasta çocuklardan di mi” sorusuna gülümsüyorum. Hastane odasında ilgi görmediysem de artık sokaktaki herkes bize bakıyor. Bazen parmaklar uzatılıyor üzerimize. Nazar değmiyor hiçbir zaman. Mavi boncuk takmadık o yüzden. Biz nazardan korunmuş yaratıldık.

Songül Koç
Yaz 2012

 

About songul

Okumayı öğrenmek için yazmayı öğrenen biriyim.
Posted in Genel, Songül. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>