ay

Hafızlık Kariyeri

Elime geçirdiğim taşları arka arkaya hocaya sallıyor bir yandan da çatının kenarından diğer eve tırmanıyordum. Anneannemin havuçlarını yabani ot diye sökmemin üzerinden henüz bir kaç hafta geçmemişti. Babam illa da oğlanı hafız yapacağım diye tutturmuş, bana da piyango vurmuştu. Ailenin ilk erkek çocuğu her şeyin varisi değil miydi? İyi de aile da başka hafız yok! İşin kötüsü ezberim fena, be’yi te’den ayırmak için üç hafta uğraşmışım. Sınıfın en yavaşıyım ama gel de anlat babama.

Gıcır gıcır bir top almış bana, bir de çanta. Plastik top sayesinde bütün takımlara kabul edilmeye başlayınca olayı abartıp, kendimi kaptan ilan etmişim. O sırada yirmi liralık topa yapılan elli liralık teklifi elimin tersiyle geri çevirişim de çocuklar arasında efsane olmuş. Hey hat, bizim plastik topun ömrü tezeğin içindeki kıymığa denk gelinceye kadarmış. Takım kaptanlığından yedek kulübesi kaleciliğine geçmem pek kısa sürmüştü. Çantaya gelince, siyah derili Bond çantanın önce kilidi söküldü, sonra kenarları patladı. Amma beni şampiyon yaptı. Kızakta birinciliği kaptırmadım.

Babam o kışın sonunda gelmişti köye. Bazen yüzünü bile hatırlamazdım. Gurbette çalışırdı, bizim için gurbet İstanbul’du o günlerde. Bir kere elini omzuma koyup şöyle demişti, diyemeyeceğim. Çünkü bize pek az dokunurdu. Dokununca acıtırdı nasırlı parmakları. Belki de sadece ilk çocuğun lanetli kaderiydi bu, ebeveynlerinin hakkı yoktu onlarda. Dedem karışma derdi. Benimle ilgili tek kararı bu hafızlık önerisi oldu. İtiraz edemediler.

Hocanın karşısında yerimi aldım. Kalabalığın arasında atlaya sıçraya okuduğum satırları tek tek yüksek sesle duyurmam gerekiyordu. Oturmadan önce yaklaşık mesafeyi ölçüp, kavaktan koparılmış dalın uzunluğunu hesaplamıştım. Ancak omzuma değerdi, o da canımı yakmazdı. Fakat daha ilk satırda ensemde bir kırbaç gibi şakladı. Hocaya geçen sene ekilen pelitlerden yeni bir değnek yapmışlar, boyu eskisinin iki katı. Nereye kaçsam beni bulur. İkinci satır! Şak! Beşinci ayet! Şak! Terler alnımdan akıyor, ayaklarım karıncalandı. Boynumun acısı bir yandan mim’in esresi öte yandan. Her kelime dönüyor, tabaklar ters çevriliyor, kuyruklar kement atıyor, noktalar etrafa saçılmış toplayamıyorum. Ka ga’ya döndükçe bir şak, hu ha’ya döndükçe bir daha…

Canıma tak etti. Bedeli neyse ödeyecektim. Kur’an’ı yere fırlatmadan kaçışı hesapladım. Kapıyı yan gözle takip ettim, öksürük tutmuş gibi karnımın üzerinde katlanıp yerde yuvarlandım. Kendimi kapıda bulmamla çıkmam bir oldu. İmamın çarıklarını taşlıktan dışarı attım, kendi ayakkabılarımı elime alıp doğruca yokuşu tırmanmaya başladım. Arkamdan şimdiye kadar işitmediğim lafları sayarak bir elinde çarık, bir elinde değnek beni kovalıyordu. Bir ara köşedeki konakta yakalanır gibi oldum, Allah’ım beni affet diyerek elime bir taş alıp fırlattım, ıskaladı. Hoca daha da hiddetlendi. Bir taş, bir taş daha. Bir tanesi omzuna isabet etti. Hiç bu kadar bağıran bir büyük görmemiştim. O bağırırken köy ahalisi toplandı. Ben bu arada diğer eve tırmanıp derenin başına varmış, kendimi öbür tarlaya atmıştım.

Demediğini bırakmamış. “Bu senin oğlun adam olmaz!” diyerek babama bir sürü şikayetlenmiş. Babam ne o gün ne de sonraki gün bana hiç bir şey demedi. Hafızlık kariyerim başlamadan bitmişti.

Gülümsemesi soldu. Cüzdanından çıkardığı kağıdı açmaya başladı. Kenarları dökülmeye başlamış, mürekkebi uçmaya yüz tutmuş, osmanlıca yazılmış mektubu ezberinden okudu. İlk oğula öğütler vardı. Mektubun sonunda bir cümle ile “annene de selam ederim” yazıyordu. Genç adamın uzun parmakları temiz ve yumuşacıktı. Kağıdı katladı, özenle tekrar yerine koydu.

Songül Koç

16 Mayıs 2012

About songul

Okumayı öğrenmek için yazmayı öğrenen biriyim.
Posted in Genel, Songül. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>