KUTLU KİTABI ARARKEN

Bir kitabın peşindeyim. Uzun Hikaye’dir anlatacağım. Önce eve en yakın kitapçıya baktım. Maalesef kalmamış. Sonra oğlumla beraber büyük bir alış-veriş merkezine gittik. Kapıları Açmak için, açıl susam açıl, demenize gerek yoktur böyle yerlerde. Oğlum yürüyen merdivenleri görünce o tarafa doğru koşmaya başladı. Bir katı çıktıktan sonra, düşmeyi bırakın, sendelemeden iniyor ve beni diğerine sürüklüyordu. Sanki dedesi binmiş yürüyen merdivene! Çok sevinmişti. Mavi Kuş’unu bulmuştu! Üç katı üç defa çıktık indik. Bu Böyledir zaten, çocuk milleti istediğini yaptırır. Onlar için her daim Hayat Güzeldir. Ya Tahammül Ya Sefer deyip, birkaç tekme yeme pahasına oğlumu kucağıma alıp kitapçının bulunduğu katta indim.

Mağazadan içeri girip Türk roman-öykü standının önüne geldiğimde, kitabı bulacakmışım gibi raflarda göz gezdirmeye başladım. Pek tabii ki göremedim. Fakat vazifemi yapmış olmanın verdiği rahatlıkla görevliye bakındım. Şu Ortadaki Adam buranın Chef’i olmalıydı. Yanına gidip istediğim kitabın adını söyledim. Mağazanın vitrininden dışarıyı gören oğlum sürekli elimden kurtulmak ve Yokuşa Akan Sular’a varmak için hamle yapıyordu. Görevli önündeki bilgisayardan baktı. Şehir Mektupları, Hüzün ve Tesadüf. Hayır aradığım bunlar değildi. Fakat adamlar zincir, diğer şubelerinde istediğim kitaptan birer tane kalmış. Onların adreslerini alıp çıktım. Oğlum yeniden oyuncağına kavuştuğu için memnundu.

Birinci adrese iki gün sonra kızımla gittik. Önce onun için, bir serinin parçası olmayan kitaplardan seçtik. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Daha önce on kitaptan oluşan set almıştım. Kazara birini okuduğumda kızım diğer dokuzunu da bulup getiriyor ve sırayla hepsini elime tutuşturuyordu. Üçüncü kitaptan sonra artık, ne nokta, ne virgül, ne vurgulama kalıyordu bende. Kitapların beş tanesini okuduktan sonra babasına göndermeye başlamıştım.

Burada yazarın Akasya ve Mandolin ile Yoksulluk İçimiz’de kitapları karşıladı beni. Yoksulluk Kitabı yazmak her babayiğidin harcı değildir bu zamanda. İnsanlar hızın ve hazzın peşindeler. Arka Kapak Yazıları’na göz gezdirdim. Okunmaya değer kitaplardı hepsi. Zenginleştiğimde almak üzere isimlerini aklımda tuttum. Aradığım kitaptan kalan o sonuncuyu az önce gelen birine verdiklerini söylediklerinde, alan şanslıyı merak ettim. Belki de bizim atölyedendir. Öyle ya doksanlarda çıkmış, bugün için popüler olmayan bu kitabı meraklısından başka kim alır?

İkinci adrese bir Rüzgarlı Pazar günü gittim. Yalnızdım. Burası son duraktı. Zafer Yahut Hiç! Satış elamanı raflarda kitabı ararken Tufandan Önce’ki sessizlik hakimdi. Bu arada Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı’nı öğrendiğim gibi, Menekşeli Mektup’larını da okudum gizlice. Görevli başını yok anlamında iki tarafa salladığında Huzursuz Bacak’larım yorgunluktan titriyordu.

Gönül İşi’dir aramak, gönlünü koymak gerekir. “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır” sözüne iman etmiştim. Beyhude Ömrüm günlerdir bir kitabın peşinde geçti. Sır olmuştu mübarek! Ne uğruna bu kadar çaba? Tek bir hadis öğrenmek için, deve üstünde uzun yolculuklar yapanları hatırladığımda, düşündüklerimden utandım. Nasıl da unutmuşum onları! Ve kim bilir daha kimleri, neleri…

09/05/12

ELÂ TAŞKIN

About Elâ

Hayat kısa, hikaye uzun, yolculuk keyifli. Edebiyat için gayret bizden, tevfik Allah'tan.
Posted in Ela Taskin, Genel. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>