ALKIŞ

27-5-2012/ 1433 Recep
ALKIŞ
Bütün gücümle yumrukladım kapıları: Yardım edin! Kimse yok mu? Açın kapıyı! Biliyorum ordasınız. Lütfen! Ne olur! Sesinizi duyuyorum. Neden cevap vermiyorsunuz? Heyyy! Ellerim çok acıdı…
Fısıltılar!… Açılmadı kapılar. Ne yapacağım şimdi! Karanlık her yer.
Korkuyorum.
Kaçmaya çalışırken, eteğim takıldı. Kurtaracak vaktim yok. Asıldım, çektim. Çocukken merdiven aralığından çok korkardım. Bir karaltı bacağımdan tutuverecek gibi gelirdi. Homurtusunu bastırmak için bağırarak şarkılar söyler, düşüp yem olmamak için koşarak iner, koşarak çıkardım. Yuvarlanıyorum işte. Tırabzanların aralığından tanıdık yüzler görüyorum. Alaylı gözler, küçümseyen gülüşler. Tahtalara çarpa çarpa aşağı kadar indim.
Kadife perdeler yukarı toplandı yavaş yavaş. Işıklar söndü. Nefesler tutuldu. Sahnede yalnız“O”.
Koltukları ”Ben”ler doldurmuş. Seyirci yok ama salon tıklım tıklım. Alkış tutuyorlar hem sözleriyle hem de avuçlarıyla. Islıklar, bağrışmalar. Posterler açılıyor. Onlarca aynı suret.Kollarını iki yana açarak kucaklıyor hepsini, selam veriyor. Ben de iliştiğim köşeden seyrediyorum. Ellerim yaralı, alkışlayamam ki!
Her sözün ucu eninde sonunda bana dokunuyor. Eziliyorum. Sırtımdaki ağrı dayanılmaz. Kemiklerim çatırdıyor. Dinlenmek için uzandım biraz. Sağıma çevirdiler beni. Soluğum kesiliyor. Karanlık da bastırdı iyice. Ayaklar yaklaştı usul usul. Gökyüzü uzaklaştı. Savrulan toprak ağzıma doldu. Nefes alabilmem için bir saniye bile çok önemli.
Hafifliyor, alay ettikçe başkalarıyla. Paratoner gözleri araştırmada. Hayranlarının bakışları olmadan beslenemez. Öyleyse çoğaltmalı“Ben”leri. Sindiriyor paylaşmadan lokmasını ve tombul parmaklarıyla sıvazlıyor midesini. Safralar püskürtülmeye hazır.
Sahne sizin!…
Aynayla döşenmiş bütün duvarlar. Harika! Her birinde kendine hayran yüzler. Bırak! İnsanlar yansıyan ayinelerden nasiplensin.
Velinimetsin sen! Başım döndü. Hangisi gerçek yüzün? Saklandığın yerden, ortaya çık!
Kaptığım masa saatini olanca gücümle fırlattım. Kırılan aynanın arkasından gözüktü. Devam etti kaldığı yerden. Başrolde “Ben!” Diğer roller de benim. Söyleyecek sözün olsa da dilsizsin. Kısaca “Sana”yer yok.
Dolunay karanlık. Güneş aydınlatamıyor. Spotlar da…
Çizgiler sarıyor yüzünü, sararan dişler ayrılıyor birbirinden. Kalbindeki lekeler çığ gibi büyürken, gözleri falltaşı gibi açık. Yürümesine gerek yok. Omuzlarında insanların. Tahkir edici bakışlari, müstehzi tebessümü ve gururlu edasıyla uzatılan ellere dokunuyormuş gibi yapıyor…
Aynalar dostun biliyorum. Buğulanabilir tekrar, hayatına devam et! Yalnız hissetmezsin.”Ben”ler hep seninle. Kalabalıkta yalnız olanları, tokların içindeki açları, mağrurun yanındaki vakarlıyı hiç fark etmedin. Hissedemediğin duygu, göremediğin bakış, tutamadığın el, dokunamadığın yürek alkışlayamaz seni.
Koşuyorum ışığa doğru. Pervane olmasam da kabul eder mi beni? Kanlar sızıyor kanatlarımdan, dikenlerimden kurtarır mı ? Binbir gece masal anlatmaktan yoruldum.
Perde kapanmaya başladı. Gözlerim yorgun. Alkış seslerini duyamıyorum…

About sare

Üstadım Ali Ural 'Edebiyat kuma kabul etmez 'dese de;resim, hat, edebiyat üçgeninin ortasında kaldım...
Posted in Genel, Sare. Tags: . Bookmark the permalink.

2 Responses to ALKIŞ

  1. Fatma Bayram says:

    Harikasın Sare ve mutlaka yazmalısın ki okuyalım. Zevkle, şevkle, kıvançla…

    • sare says:

      Yorumunuzu yeni gördüm Hocam. Çok teşekkür ederim…
      Daha iyisi için çalışıyorum, çalışacağım…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>