HASEKİ

Üsküdar’dan Eminönü’ne vapurla geçerken sabah oluyor. Osmanlı arşiv çalışanları Sultanahmet’te inerken bu yıl babam yok aralarında. Emekli oldu. Haseki’de tramvaydan iniyorum. Bir serçe titriyor. Arapça bir şiir takılıyor zihnime. Hangi çöllerde söylenmiş?  Kum fırtınası savuruyor beni. Yokuşu çıkarken, sağlı sollu parketmiş arabaların içinde işe geç kalmış hanımlar makyaj yapıyor aceleyle. Ben de geç kaldım. Haseki Eğitim Merkezi önüne geldiğimde bir köpek uyuyor kaldırımda. Dünya umurunda değil. Yanına kıvrılıversem. Tarihi sıbyan mektebinin kapısı aralık bırakılmış geç kalanlar için. Gıcırdatarak açıyorum kocaman kapıyı.  Oyulmuş mermer eşiğe basıyorum besmeleyle. İç avluda kimse kalmamış, derse girmişler. Yalnız iki güvercin nasibini arıyor. Başlarında takke, cepkenleri işlemeli çocuklara güvercinleri kovalatıyorum. Bu sessiz avluyu çocuk sesleriyle çınlatıyorum. Buruk bir tebessüm dudaklarımda, fatiha okuyorum ruhlarına. Aşere takrib öğrencileri talime başlıyor. Yavaşça sınıfıma girip, en öndeki sırama oturuyorum. Hocamız Arapça metin okuyor. Ben de okudukları yeri açıyorum.  Yanımda Dilek, dirseğini sıraya, başını avucuna dayamış. Yüzünü duvara dönmüş. Ara ara horlasa da ben öksürünce toparlanıyor. Pencere açık. Yosun tutmuş taş duvarlardan rutubet kokusu geliyor. Arka bahçedeki gülleri kokluyorum ve demlenmiş çayı. Demir parmaklıkların arasından bir serçe sınıfa giriyor. Hocamız aradığım şiiri okuyor. Neredeler bulamıyorum. Dilek başını kaldırıp

-Çevir Zeynep üç sayfa ilerdeler.

Uyumaya devam ediyor. Ben dersi dinliyorum, gözlerim açık. Bir serçe daha konuyor pencereye.

Posted in Genel, Zeynep. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>