SOL ELİM

Seminer salonuna girdiğini gördüğümde içimden bir “eyvah” çektim.  En önden başlayarak tek tek bütün arkadaşların yanına gitti. Önce bir şeyler anlatıyor, sonra çantasından çıkardığı büyük zarflardan veriyordu. Karşılığında aldığı banknotları elindeki başka bir çantaya koyuyordu. Bizim sıraya geldiğinde çantasından bir sürü zarf çıkardı.

Halimizi hatırımızı sorduktan sonra “Arkadaşlar siz vaizesiniz. Tanıdığınız çoktur. Bunları zengin cemaatinize satabilir misiniz?” dedi. Ne satacaktık? Camide satış yapmak yasak. Yardım kahvaltısı için davetiyeymiş. Yardım nasıl satılır; ya da nasıl yardımı satın alabilirim, bilmiyordum. Hem camide yardım toplamak da yasak. Makbuz lazım. Yapamayacağımı söyledim. “Kendiniz için alın öyleyse” dedi. Fiyatını sorduk. Söylediği rakamı ödeyip davetiyeyi alırsak bizim için de bir kahvaltı
düzenlenmesi gerekebilirdi. Israr ediyordu. Duyarsız kalmamalıydık yapılan zulümlere. Neyse dört arkadaş birleşip utanç belasına bir davetiye aldık. Sağ elimle parasını verirken diğer elimi uzatıp zarfı almak istedim. Ne zaman girdiğini bilemediğim sol elimi cebimden çıkaramadım. Yüzüğümün kaşı içeride bir ipe takılmış olmalıydı.

Üç arkadaşımın da o gün işleri çıkınca yardım kahvaltısına gitme görevi bana kaldı. Boğaz manzaralı, nezih bir yerdi. Sadece kadınlar vardı. Hepsi ışıl ışıldı. Davetiyeleri tek başlarına aldıkları belliydi! Erken gelenler cam kenarlarını kapmışlar. Oturacak bir yer bulamadım. Tam geri dönüp gidecekken, davetiyeyi satan arkadaş kolumdan yakaladı. Bir masaya götürdü. Orada boş olan tek sandalyeyi gösterdi. Selam verip oturdum. Selamımı alan parıltılı ve pırlantalı hanımlar kendi aralarında sohbete devam ettiler. Hiçbirini tanımıyordum. Kimsenin benimle tanışmak için can attığı da yoktu. Olsun. Değil mi ki aynı amaç için buradayız. Bakışlarımız her karşılaştığında en güzel tebessümlerimi yolladım.

Kahvaltı tabağına baktığımda dörtte birini mi yemeliyim diye düşündüm. Ne de olsa çeyrek davetiye ile buradaydım. Arkadaşlarım için de geldim diye düşünüp, hepsini yedim. Kahvaltı bittiğinde yıllardır zulüm altında inleyen kardeşlerimizin Türkiye’deki temsilcisi gelip bir konuşma yaptı. Slaytlar gösterildi. Pastırmanın tadı damağımda, midem bayram ederken, din kardeşlerim için gözyaşı döktüm. “Bilmesin” emrine itaat eden sol elim cebimden hiç çıkmadı.

10/04/2012

ELÂ TAŞKIN

About Elâ

Hayat kısa, hikaye uzun, yolculuk keyifli. Edebiyat için gayret bizden, tevfik Allah'tan.
Posted in Ela Taskin, Genel. Tags: . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>