NİYET ETTİM DİYET ETMEYE

Eski Türk filmlerini seyrettiğimde “Ahh yanlış zamanda dünyaya gelmişim!”
dediğim çok olmuştur. Hani neredeyse endamı benim gibi olan aktrisler var ya, onları
gördüğümde. Çok zayıf olduğum zamanları hiç bilmiyorum. Küçüklük resimlerime
baktığımda balık etli bir çocuk karşılardı beni. Genç kızlığımda kilolar şimdiki
gibi problem değildi. “Bir dirhem et bin ayıbı örterdi.” Beğenilmek için önemli
olan yüz güzelliğiydi.

Ne oldu? Nasıl oldu? Hatırlamıyorum. Doksanlı yıllarda bir zayıflama
furyası aldı başını gitti. Televizyonlarda aerobik programları yayınlanıp,
kiloların vahametinden bahsedilmeye başlandı. O güne kadar bedenleriyle barışık
olan kadınlar depresyona girdiler. Tabii ki pabuç bırakmadım bu yayınlara.

Amcamın kızının düğünü yakındı. Garibim gelinliğinin içinde daha zarif
görünebilmek için Küçük Çamlıca’da yürüyüşlere başlayacaktı. Yanına arkadaş
arıyordu. Zor zamanda belli olur dostluk deyip sabah yürüyüşlerinde ona eşlik
ettim. Sauna eşofmanlar çıkmamış daha. Ama onların birinci nesli sayılabilecek
dizlere kadar gelen naylon taytları pantolonun içine giyip öyle yürüdük. Üzerimizde
pardösümüz ve başörtümüz, ayağımızda günlük ayakkabılarımızla. Yürüyüş sonrası
yaptığımız kahvaltıların tadı hâlâ damağımdadır.

Etrafınızdaki herkes kilodan, diyetten bahsedince siz de etkilenmeye
başlıyorsunuz Mahalle baskısı bu olsa gerek. Yemekten vazgeçmek çok zordu benim
için. Kendisine ikram edilen tabağa bakıp “Ay bu çok fazla ben yiyemem”
diyenlerden hiç olamadım. Bilakis ben, “Börek çok güzel olmuş elinize sağlık. Bir
dilim daha alabilirim” diyenlerdenim. Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük edemem.
Hepsini severim.

Hem yiyip hem zayıflamak mümkün mü diye araştırmalara başladım. Öyle
bir şey yokmuş. Spor salonu önerdi bir arkadaşım. Gittim. Ölçülerim alındı.
Bunun her ay tekrarlanacağını söylediler. İşlerini ciddiye aldıkları belliydi.
Aerobik yaptırıyorlardı. Beraberinde bin iki yüz kalorilik diyet listesini
elime tutuşturdular. Zar-zor listeyi uyguladım. Bu defa spora gidecek mecalim kalmadı.
Sinirlerim bozuldu. Bıraktım.

Pasif jimnastik çıktı o sıralar. Oh dedim tam bana göre. Yorulmama
gerek yok. Ben sadece uzanacağım, aletler ayaklarımı indirip kaldıracak. Fakat
bu pek işe yaramadı. Evden çıkmadan zayıflamanız mümkün diyen reklamı
duyduğumda mutfaktan koşup televizyonun karşısına geçtim. Kumanda babamın
elindeydi. Yarı çıplak insanlar çıkınca kanalı değiştirdi. Reklamı ancak babam
camiye gittiğinde, sonraki tekrarında seyredebildim. Mucize bir aletti. Günde
sadece dört dakika egzersiz yaparak ekranda gösterilen genç kadın gibi olmak
mümkünmüş. Annem istemedi almamı. “Bunlar para tuzağı kızım. Boş ver. Hem sen
şişman değilsin ki. Bak tencerede az yemek kaldı. Hadi biraz daha al da bitsin.
Ziyan olmasın.” dedi.

Diyet yapmam gerektiğini düşündükçe kendi kendime bazı yöntemler
denedim. Sabahları aç karnına elma sirkesi içtim. Berbattı. Aktarda satılan iki
ayda sekiz kilo verdiren karışımlardan kullandım. Bitkisel haplardan aldım.
Beşi bir yerde çaylarından demledim üşenmeden. Kış geldiğinde beyaz lahanayı
kattım işe. Metabolizmayı hızlandıran ürünlerde kusur kalmadı. Bu süreçten
paylarına düşeni aldılar. Olmadı. Olmadı. Olmadı.

Fazla kilonun bir estetik sorunu değil, bir sağlık sorunu olduğuna
inandırıldığımda, tam teşekküllü bir hastaneye gittim. Gerekli testler yapılıp
tedaviye başlandı. Diyet, zayıflama programlarının olmazsa olmazıydı. Fakat bu
defa iş daha kolaydı. Kulağa takılan akupunktur iğneleri iştah merkezini
kontrol ediyor ve çok açlık çekmiyordum. Doktorum beni sürekli motive ediyordu.
“ Çok iyi gidiyorsun, sakın bırakma. Şimdi sana bir sürü kadın, yeter artık çok
zayıfladın, çirkinleştin diyebilir. Onları dinlemek yok.” Dinlemedim. Su
böreklerini, içli köfteleri, sarmaları geri çevirdim. Çok zor olmuştu.
Programın sonunda üç beden inceldim. Alış-veriş yapmak harikaydı o günlerde.

Aradan yıllar geçti. İki çocuğum dünyaya geldi. Uzun zamandır
görüşmediğim bir arkadaşımla çarşıda karşılaştık. Bana söylediği ilk şey “Aaa
ne kadar kilo almışsın!” oldu. Peygamberimiz aklıma geldi. “Ya hayır söyleyin,
ya susun” buyuruyor. Gayri ihtiyari elimdeki çantaya baktım. Az önce çok
beğenerek bir etek almıştım. Bunu alana kadar kaç mağazaya girip çıkmıştım. Bir
kısmına girememiştim bile. Zira bazı mağazalar kırk dört bedene kadar
satıyorlar. Buralarda çalışan otuz altı beden tezgahtarların gözü aynı zamanda tartı
ve metre görevini de yerine getiriyor. Daha mağazadan içeri adım attığınızda
yasak bölgeye girdiğiniz “Büyük beden çalışmıyoruz” sözleriyle hatırlatılıyor. Bunu
duyunca kilonuza bir on kilo daha eklendiğini hissediyorsunuz. Nitekim büyük
beden satan bir yerden bu eteği almıştım. Bütün keyfim kaçtı. Arkadaşımı şöyle
bir süzdüm. Babaannemin “Oklava yutmuş gibi” dediği cinstendi. Sıskaydı. Ne
oldu da “Bir dirhem et bin ayıbı örter”den buralara geldik?

Eve gittiğimde yeni eteğimi giyip boy aynasının karşısına geçtim. Sağa
dönüp baktım, sola dönüp baktım. Küçüklüğünde balıketli olan ben şimdi bir
yavru balinaya benziyordum. O anda eteğin ceplerinin olmadığını fark ettim.
İade etmeye karar verdim. Buruşmasın diye askısına astıktan sonra kahvemi,
çikolatamı alıp bilgisayarımı açtm. Arama motoruna diyet yazdım.

28/03/2012

ELÂ TAŞKIN

 

About Elâ

Hayat kısa, hikaye uzun, yolculuk keyifli. Edebiyat için gayret bizden, tevfik Allah'tan.
Posted in Ela Taskin, Genel. Tags: . Bookmark the permalink.

4 Responses to NİYET ETTİM DİYET ETMEYE

  1. A.BOSTANCI says:

    yazını akoder’in sitesinde yayınladım.kalemine sağlık
    http://akoder.net/siz-de-diyete-niyetlenenlerden-misiniz-buyrun/

  2. A.BOSTANCI says:

    BU NE HOŞ YAZI ,KALEMİNE SAĞLIK.SENİNLE BU YAZI İŞİNİ KONUŞALIM TEKRAR

  3. nihal yüksel says:

    canım arkadaşım niyetin ve diyetin uzun soluklu olsun tebrik ediyorum denemen güzel selametle,

  4. Halide says:

    :) )))))))))))))) Harika! Konuşması az olan çizgi filmler var ya öyle bir uyarlama olsa çok güzel olur. Devam kardeşim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>